başlarken

 selam millet (aslında burada yazmayı sizin okumanız için değil de biraz olsun içimdekileri dökebilmeyi, kendimi ifade edebilmeyi belki de en önemlisi var olduğumu ispatın beşindeyim. o yüzden aslında selam ben demem gerekirken galiba şizofren olmadığımı kendime ispat için selem millet deme gerekliliğini hissettim)

burada yazacaklarım aslında bir nevi günah çıkartma, kendime karşı beyin fırtınası yapma , yazı yazarken kalemimin beni nerelere götürdüğünü öğrenme ve bir nevi de olsa hem kendimi tanıma hem de zaman geçirme acısından nitelendirmeye çalışıyorum.

yazmayı planladığım birkaç başlık olmakla beraber içerikleri daha önceden kurgulanmadığından geliş güzel ve tamamen akışana göre şekillenmesini umuyorum. bu tip bir formatın tehlikeli ve tutarsız olabileceğinin farkındayım. dedim ya aslında bunları yazmamdaki amaç sizlere bir şeyler ispat etmekten ziyade kendime karşı olan bir nevi rahatlama yöntemi olarak kaleme almayı planlamaktayım.,

yazdıklarımı her ne kadar yalnızca kendim için ve gelişi güzel, anlık düşünceler olarak kaleme döksem de ister istemez cümle anlamlarını ve bütünlüğünü koruyabilmek için yazdıklarımı  kontrol etme düzeltme ihtiyacı hissetmekteyim. umarım bu zorlama duygularımı dışa aktarırken maskelemez ve kendime karşı riyakarlaştırmaz. 

daha önce söylediğim gibi burada bulunma sizlere bir şeyler ispat etme niyetini taşımamakla beraber an itibariyle sizlerin yazdıklarımı nasıl değerlendireceksiniz düşüncesi beni ufaktan sarmaya başladı bile. umarım bu endişem kalıca olmaz. el alem ne der düşüncesi mi yoksa kendimi ifade edememe korkusundanmıdır nedir bilmem ama daha ilk günümde kendime karşı ihanet ediyor gibi hissetmeye başladım. acaba kendime olan milletten bana ne düşüncesi en baştan beri kendime karşı almış olduğum yalancı bir savunma mekanizmasıydı. bekleyeceğiz ve göreceğiz. (oy oy oy çoğul olarak yazdım, müdahalede etmiyorum hadi hayırlısı)

bloggerda ilk defa yazıyorum. kaç kelime kullanım hakkım var bu yazılanları kimler görür, kim nasıl bir karşılık verir, hangi kategoriye atılır vs gibi hiçbir bilgim olmadan olduğu gibi yazmaya başladım. umarım bu ve  ileride yazacaklarımdan daha sonraları pişmanlık yaşamam. 

bloggerda ki en büyük korkum kim olduğumun anlaşılmasıdır. yanlış anlaşılmasın öyle sapıkça, uçlarda, karanlık veya sansasyonel bir yaşantım yok. benim de kendime göre saklı olan hatta kendime bile söylemekten rahatsız olduğum bir çok düşünce, eylemim var ama onları burada ifşa etmem. anonimliğin getirdiği rahatlık bir yana sanal ortamda hiçbir şeyin silinmemesi kaygısı. alın size bir paradoks. umarım bundan sonra yazacaklarım sağlıklı bir dengede olur. yanlış anlaşılmasın burada içimi dökmekten bahsederken kendime dahi anlatmaktan kaçındığım şeyleri sizlere olduğu gibi apaçık  bir şekilde ortaya dökmek ne kendi haysiyetime ne gururuma ne de akıl sağlığıma sığar.. o zaman ne mi anlatacağım bilmiyorum. zamanla her şey ortaya çıkar herhalde.

  ben kimimden başlıyayım (aslında başlayalım diyecektim, yine çoğul kullanacaktım değiştirdim). sıradan basit biriyim. (değilim ulan. bu dediğim tamamen mütevazilikten kaynaklı kendini ağırdan satma cümlesi).  genel anlamda sakin ve uyaroğlu bir yapıya sahip olmakla beraber kimi zamanlar aklımda ve içimde bir çok çelişkisi olan bazen kendi kendine bazen de dünya ile bile kavgaya tutuşan biriyim (tavşan dağ ilişkisi biliyorum ama burada özne olan her zaman tavşandır, dağın aq ). akıllı ve mantıklı olduğuma inanıyorum.  gençliğimde ve okul yıllarında ,ilkokuldan üniversiteye kadar,bir çok felsefi kitap okudum (ne sandınız kahve köşelerinde hayatını harcayan birimi) . şu egom yok mu sanki ünv. okudum da bi bok oldu. turizm okudum inşaat sektöründeyim arsa sahipleri ile müteahhidin arasında köprü görevi görmekteyim. şimdi size burada doğru olmakla beraber süsleyerek yok proje sorulusuyum, yok hesap uzmanıyım yo o yum yok buyum derdim ya (hepsi geçerli olmakla birlikte)  ilkokul mezunu  olan aç gözlü müteahhitlerin ve karakterine soktuğumun yamyam arsa sahiplerinin arasını bulmakla görevliyim. sektörde yüzlerce müteahhit ve binlerce arsa sahipleri ile görüşmekteyim(abartısız olarak söylüyorum telefonumda 3500 kişiden fazlası vardı gecen seneye kadar, bayağı bi temizledim herhalde şu an 1,500 kişi filan kalmıştır). sektördeki yaklaşık 8,yılım.  az önce bu kadar keskin konuşmuş olmakla beraber içlerinde harbiden de dostum olan, kendisine baba denilecek bir çok kişi bulunmaktadır. onları buradan tenzih ederim (sahi tenzih etme kelimesi ne anlama geliyor. google dan bakardım ama ayrı tutma anlamı olarak biliyorum ki gerçek anlamını bilmediğim bir çok kelimeyi öğrenilmiş davranış olarak kullanmaktayım.) dedim ya sıradan biriyim, yani sizin gibiyim akıllı olun laf sokmayın, kızdırırsanız yakanızı bırakmam. yav nerden nereye geldim. toparlıyorum. evet. ne demiştim sıradan biriyim.

 evet sıradan biriyim öyle sokakta hiç umursamadan geçtiğiniz, varlığımı sikinize bile takmadığınız hatta var olduğumdan bile şu an bu yazı okuyan olursa öğrendiğiniz sıradan biriyim. evet dostlar sıradan biriyim derken sizler gibiyim demek istiyorum. az önce ki durumlar benim için ne kadar geçerliyse inanın sizin için de o kadar geçerlidir. geçenlerde face de bir yazı okumuştum, topu topu etrafınızda sizi önemseyen en fazla 50 kişi vardır bu kadar götünüz kalkmasın.( kendimce yorumladım aslı daha farklı) ne kadar doğru bir söz söyleyenin, düşünenin yüreğine sağlık. belki de şimdiye kadar duyduğum en önemli sözlerden biriydi ki face gibi gösteriş ve duyar kasan bir yerde görmüş olmam çok ilginçtir. evet dostlar bu sözü söyleyen babayiğit de kendisinin aynı kriterlere sahip olduğunu bilmesine rağmen bunu dillendirebilme cesareti gösterebildi, yürekten tebrik ediyorum. evet dostlar ben kimimin belki de en net karşılığı bu cümle olsa gerek. beni 50 kişinin önemseme kapasitesine sahip bir bireyim ki umarım daha az değil de daha fazladır. sevilmeyi ve takdir edilmeyi hakkettiğime inanıyorum. inanmakla da kalmıyorum biliyorum. kimsenin malını çalmadım, kimsenin arkasından dolap çevirmedim, kimseye iftira atmadım, helalinden ekmeğimin peşindeyim. iyi kötü bu dünyayı ve içinde yaşayan canlıları sever, sayar ve korumaya çalışırım. korumaya çalışmak dedim dimi. kimden diğer insanlardan hatta belki kendimden. dünyanın ve içindekilerinin korunmaya neden ihtiyacı olsun ki sonuçta ben ve tüm insanlık bu dünyanın bir parçası değil miyiz. hangi sağlıklı mantıkla bir parçanın bütüne zarar verdiği görülmüştür. kanser, evet insanoğlu bu dünya için bir kanserdir diyenlerin kanser kelimesini neden kullandığını şimdi anladım. zekiyim demiştim ya belki de o kadar da fazla sayılmaz. yok yok zekiyim yalnızca düşünülmeden kafa yorulmadan öğrenilmiş ve tekrar edilmiş cümleleri(davranışları) kullanma üşengeçliğinin ve alışkanlığının bir sonucu bu, yoksa kişi -ki o ben oluyorum- düşünürse insan için neden kanser kelimesi kullanıldı çok rahat bulabilir.

dostlar saat sabahın 6,20si pandemiden dolayı sokağa çıkma yasağı var. günlerden ramazan. oruçluyum ve zaman gündüzden zor geçtiği için uyku ile orucu atlatma gafletinde olduğum için yazdıklarım tutarsız, birbirleriyle ilintisiz olabilir. gerçi bu yazıya ilk başladığım zaman da bu  şekilde söylemiştim. belki de tek sebep fiziki şartlar değil bir karakter sorunudur. yazı demiyorum karakter diyorum. zaten burada yazdıklarım karakterimi oluşturan duygular, düşünceler, alışkanlıklar, çevresel şartlar, bireysel gelişimim, deneyimlerim, korkularım....(bokunu çıkarmayalım anladınız işte) oluşmaktadır. 

neyse dostlar ne diyordum sıradan biriyim. (hay aq bu nasıl bir sıradanlık ben yazarken usandım, sizlerde muhtemelen -ki herhalde okuyan bir tane işsiz biri çıkar- okumaktan bıkmışsınızdır). haaa  umarım 50 kişiden fazla bir sayıda sevilmeyi hak ediyorum demiştim. neymiş efendim kimseye ali cengiz yapmazmışım, dünyayı korurmuşum, iyi bir bireymişim. layn düdük bunlar zaten olman gereken stantlardalar değil mi a salak oğlum. sen -ki bu ben oluyorum- bunların çok çok üzerine çıkmalısın. tenekeye bakarak bakırı altın yapamazsın. (harbiden hoşuma gitti şimdi uydurdum ). neyse bu güzel sözün hatırına kendime fazla yüklenmeyeyim. zaten uyku hafiften bastırmakla beraber kendimle kavgaya tutuştum ki birbirini kovalayan daha bir çok konu güme gitti. işte böyle hazırlıksız, plansız yazmaya kalkarsam böyle oluyormuş demek.

bokunu çıkarmadan şimdilik hoşcakalın ben ve siz dostlar (layn kendimden 2. şahıs gibi konuşmam umarım bir akıl sağlığı belirtisi değildir, eğer öyleyse çok üzülürüm. üzülmek için farkına varmam gerekir, farkına varıyorsam .....)

aklıma gelmişken bizim oranın bir atasözü olarak şunu söyleyip gidiyorum. bir tek akıllar nazar olmazmış, çünkü herkes kendi aklını en iyi sanarmış.

Allaha emanet olun

Yorumlar